Yeni Tuhaf Amerika müzikleri eşliğinde Devendra Banhart, Vetiver ve Joanna Newsom turnede.. Cuma’nın Müziği’nde bu hafta !f Music filmlerinden Family Jams‘den bir mırıltı verelim dedik.
Soğuklara karşı sahlep kıvamında canımızz Devendraaa!!!
Her sinefilin rüyası olan filmler vardır. Mesela, La Vida Útil belli bir hissiyatı, yaşlı bir adamın yalnızlığını sinemanın/sinematek kültürünün yalnızlığıyla eşlediği için böyle bir filmdir. Yürümek ve kaybolmak, Kafka’nın meşhur aforizmasındaki ‘yolun duraksama’ anlarını bulmak ve şehri deneyimleme biçimlerini uç noktalara taşıma,Transeunte‘nin (Yoldan Geçen) asıl peşinde olduğu şey sanırım. Transeunte‘de yürümek, dünyayı bir algılama biçimine ve aynı zamanda tuhaf bir şekilde içsel dünyaya dönüşebiliyor, ve şöyle bir soru soruyor sanki: hiç tanımadığımız birisinin gördüklerini, göz kırparken aklından geçenleri ve bir yüzün mahremiyetini ne kadar seyirciye aksettirebilir sinema?
Bir film düşünün aynı zamanda anonimlikle ilgili olsun. Çünkü bilmediğimiz yüzler sonsuz olanaklar vaat eder, her birinin ayrı birer hikâyesi, düşü, sakladığı hüznü vardır, diyor yönetmen Eryk Rocha. (efsane yönetmen Glauber Rocha’nın oğlu) Bunda acaba Rio’yla İstanbul’un benzer şehir deneyimleri sunmasının bir etkisi var mı diye de düşündüm.
Belki en güzel tarafı filmleri paylaşmanın getirdiği his. Elinizdeki çok güzel bir şeyi çok sevdiklerinize göstermenin hissi. Avuç içinde tutularak saklanacak, azıcık aralayıp ‘bak ne güzel’ denecek kadar değerli şeyleri hiç tanışmadığınız halde çok yakın hissettiğiniz bir sürü insana verebilmenin mutluluğu. Paylaşarak yalnız olmadığınızı hissetmek.
Filmleri ve onlarla kapısını açtığımız dünyaları çok seviyoruz. Nasıl yapsak da bizimle burada olamayanlara filmlerimizi götürsek derken ortaya çıktı !f 2 . Biz bir yandan koca bir festivali hazırlarken Türkiye’nin bir sürü şehrinde küçük küçük festival hazırlıkları da yürüyor. Kıbrıs’ta, Orta Doğu’da da herkes hazırlanıyor. Gösterim salonlarını, broşürlerini posterlerini hazırladılar, son denemelerini yaptılar. Şimdi festivalin son hafta sonunu bekliyoruz. !f 2 24 Şubat’ta ilkfilmi If A Tree Falls ile başlayacak. 25 ve 26 Şubat’ta Terri‘yi, Tahrir 2012‘yi, Machete Language‘i ve Burada‘yı aynı anda 27 şehirde 15.000 kişi hep birlikte seyredeceğiz.
En heyecanlı kısmı en sonunda! Canlı yayınla konuğumuz olan yönetmenlere her yerdeki izleyicilerimizden sorular gelecek ve yanıtları hep birlikte tartışacağız.
!f 2012, festival altında, 02 Şubat 2012 Perşembe, selin erkok tarafından yayınlandı. – 1 Yorum
Bu yıl !f istanbul’un çok özel bir konuğu var! İngiliz aktör Rupert Everett, 26 yaşındaki eşcinsel Ahmet Yıldız’ın babası tarafından öldürülmesini konu alan Türk filmi Zenne’nin özel bir gösterimini sunacak.
Ahmet Yıldız cinayetini öğrendiğinde İstanbul’da Lord Byron hakkında bir belgesel çekiminde olan Everett, Türkiye’de gay olarak var olmanın zorluklarını fark eden ve bununla ilgili açık gönüllü yorumlarda bulunan isimlerden biriydi.
Kariyerinde ve hayatının her noktasında açıklığını koruyan Everett de dürüstlüğü nedeniyle pek çok zorlukla karşılaştı, ve karşılaştıklarını da aynı dürüstlük ve samimiyetle dünyaya aktardı.
2011 tartışmasız Ben Rivers’ın yılıydı. Önce başyapıt niteliğinde bir orta metraj, sonrasında 20 dakikalık nefes kesici Sack Barrow geldi. Bunlara Eylül ayında Venedik’te dünya prömiyerini yapıp Orizzonti Fipresci özel ödülü alan ilk uzun metrajı Two Years At Sea eklendi. Şüphesiz senenin en önemli, heyecan verici yönetmenlerinden birisiyle karşı karşıyayız. Bunlardan 40 dakikalık Slow Action, ütopik bir adanın etrafında bilimkurgusal anlatısıyla dikkat çekerken, Jarman ve Greenaway’in deneysel ilgileriyle, kontrollü bir Brakhage soyutlayıcılığına sahip.
Ben Rivers, hâlâ analog formatta çalışıyor (filmlerini sinemaskop olarak süper 16mm çekiyor) ve tedavülden kalkana kadar Kodak X Plus marka stok kullanıyormuş; bütün laboratuar işlemlerini kendi mutfağında kurduğu bir düzenekle yapıyor. Sinemayı Godard’ın sıkça bahsettiği ‘sıfır noktası’na indirgeyebilmiş olması oldukça umut verici.
- Çünkü hepimiz, biraz daha mutlu ve umutlu olduğumuz günlerde metroda giderken kafayı kaldırır ve insanların gözünün içine bakmaya çalışırız bazen. Karanlık günlerimizde kendi duvarlarımızın dışına adın atmayı tercih etmezken, aydınlık günlerimizde başkalarına da değesimiz gelir. Bu film, öyle bir günde başlamış bir film bence. Yönetmen Borris Gerrets’in kendinden başkalarını sevesi gelmiş, çıkarmış cep telefonunu ve çekmeye başlamış.
- Borris’in karşısında çıkan üç karakterin üçünün de kanadı kırık. Borris’ten kırık olmasın. Bir o kadar da güzeller. Kırık güzeldir, diyebilir miyiz, hepimiz için?
- Borris’i en kırılgan (ya da kırgın?) anında tanıyoruz- Sandrine’le ilk sevişmelerinin sonrasında, yatağın kenarına oturmuş, tam da ne yapacağını bilemezken. Hangi yönetmeni böyle savunmasız, çıplak gördünüz son?
Festivalin bir ucundan tutmak isteyenlere duyurulur!
16 – 26 Şubat arasında, festivalin produksiyon, basın masası, ofis ve operasyonlarında görev almak üzere gönüllülere ihtiyaç bulunuyor.İlgilenenler ahmet@ifistanbul.com üzerinden irtibat kurabilir.
Sundance olmasa dünya aynı olur muydu? Bazılarımız için kesinlikle hayır.
Sinemada bağımsız olma fırsatı verdiği ve kendi sesleriyle film yaratmayı öğrettiği yönetmenler kadar o yönetmenlerin filmlerini izleyenler için de Sundace’in yeri apayrı. Her yeni Sundance filmi ileride dünyamızı sarsacak yeni bir yönetmenin ilk adını duyuşumuz.
Sundance Film Festivali’nin 2012 En İyi Sinematografi Ödülü My Brother The Devil / Şeytan Kardeşim‘in. Londra’daki hayatın İngiliz Araplar için ne kadar uçlarda olduğunu anlatan film, !f İstanbul ve Sundance ortaklığının ikinci senesinde Sundance Case Study filmi olarak seçildi. Senaryo’dan perdeye tüm aşamalarını adım adım takip edeceğiz. Nasıl kendi sesimizle ve kendi hayallerimizle başarılı oluruz adım adım öğrenmek için 25 Şubat’ta SALT Beyoğlu’na bekleriz.
Dün gece tütütü maşallahlarla, nazar değmesinler büyüsün kocaman olsun inşallahlarla !f Music‘i başlattık.
Açılış filmi Chemical Brothers’ın Fuji performansından çıkan film Don’t Think oldu. ‘Sinema salonunda olmak yerine orada, Fuji’de konserde olmak istiyorsunuz, yapacak tek şey koltuklara aldırmadan kalkıp dans etmek oluyor.’ dedi izleyenlerden bazıları. Dedikleri gibi, düşünmemek gerekiyor. Geriye kalan 3 gösteriminde, hiç düşünmeyin, tereddüt etmeyin, kalkın dans edin.
günlük altında, 26 Ocak 2012 Perşembe, Serra Ciliv tarafından yayınlandı. – 1 Yorum
Ben küçükken birilerine ‘terörist’ dendiğinde onların gerçekten çok vahşi, çok kötü insanlar olduğunu düşünürdüm. Sonra geçti.
Her geçen yılla birlikte terörist’in kim olduğu konusunda kafalar iyice karışıyor. En çok şiddet uygulayan mıdır terörist? Fütursuzca insanlara zarar veren, baskı uygulayan mıdır? Böyle şeyler yapanları koruyan mıdır? Özür dilemeyen midir terörist?
etraftan, günlük altında, 25 Ocak 2012 Çarşamba, mustafa uzuner tarafından yayınlandı. – 1 Yorum
Herkes gibi çok üzgün ve olayın trajikliğinin şoku içerisindeyiz.
“Ben bir sinemacı olarak, geçmişin kendi kişisel geçmişim olarak şimdiki zamana sürüklendiğine inanıyorum. Filmin sonundaki ağaç aslında Voyage to Cythera‘daki ağaç, kendi sinemasal peyzajıma bir referans bu. Bu film boyunca, iki çocuk farklı bir manzaraya ulaşmak için sinemasal bir peyzajın içinden geçip, bence, sonunda onlara yeniden umut vaadedecek bir yere ulaşırlar. Dünyanın sinema tarafından kurtarılabileceğine inanmak isterim. Sinema benim dünyam ve bütün yolculuklarımın amacı olan şeydi. Her zaman beni büyüleyen küçük bilinmeyen ütopyaların peşindeyim ve filmlerimle başladığım yolculukların da bununla ilgili olduğuna inanmak için elimden geleni yapıyorum.” (Theo Angelopolous: Interviews, haz. Dan Fainaru, University Press of Mississippi, s. 64)
Cuma’nın Müziği’nde haftasonuna festivalden sürprizlerle girelim istedik.
Bizi yerimizden zıplatan, haftalardır heyecanla size söylemek için beklediğimiz haber! Chemical Brothers’ın Fuji Rock Festivali’nde 20 kamera ile Adam Smith yönetmenliğinde çekilen ilk canlı performans filmi ”Don’t Think” !f 2012′de!
Dünkü notumuza ek olarak, mutfaktan biraz daha bilgi paylaşalım : )
Zeki kataloğumuzun 13. düzeltmesi için ajansla ofis arasında mekik dokumayı bitirdi. Son dakikada haber beklediğimiz filmler, ve yarışma jürimiz de kesinleşti, birkaç ufak tefek eksik dışında her şey takvime oturtuldu ve heyecanla beklemedeyiz. Listemize tekrar göz attığımızda, bu seneki 74 filmimizi seçmek için 1000 civarında filmi izleyip, göz gezdirmek durumunda kalmışısız. Ece’yle Zeki’nin izlemedeki ve tabii ki Yeşim’in yazılardaki muazzam destekleri eksik olmasaydı nasıl yetiştirebilirdik kestirmek zor! Geriye bakınca, o kadar güzel filmleri elemek zorunda kalmışız ki, Serra’nın da belirttiği gibi çok rahat ikinci bir festival daha çıkarmış.. Eylül başı Toronto’dan beri günde 6 film izlemenin getirdiği sürmenaj da bir yana, artık en azından diğer insanların normal addediği faza dönebileceğimize inanıyor, herkes gibi programın ortaya çıkacağı ana kilitlenmiş haldeyiz. Uyku düzenlerimiz normale dönmek üzere, rüyalarımızın hala unuttuğumuz tagline’lara konu olması dışında da herşey şimdilik yolunda gibi.
Malum Sundance Film Festivali dün başladı, Rotterdam ve Berlin de sırada, yaklaşıyor. Güzel haberlerden birisi, Rotterdam’dan 12 film !f’e (bunlardan ikisi dünya prömiyeri sonrasındaki ilk gösterimlerini İstanbul’da yapacaklar!) geliyor olması, diğeri de Berlin-Sundance hattından da birbirinden güzel 3 film programımıza yetişebiliyor olması : )
festival altında, 18 Ocak 2012 Çarşamba, selin erkok tarafından yayınlandı. – 7 Yorum
Son onaylarımızı aldık, şaşıbakşaşır yapıp katalog revizyonlarımızı bitirdik, sevgili ajanslarımızın tatlı tatlı sevinçlerimize, paniklerimize ve heyecanlarımıza şahit olmalarını izledik (onları o kadar çok seviyoruz ki!!), 3 sinir krizi, 1 kar fırtınası, çeşitli saçbaş yolmaca ve nedeni belirsiz gelen kahkaha tufanları ile katalogumuzu baskıya doğru yola çıkardık!!
!f 2012′nin yeni kapılar açacak filmlerine, keyif aldıracak etkinliklerine ve eğlenceli partilerine 1 aydan az zaman kalmışken, tüm programımıza Salı günü websitemizden ve önümüzdeki Cuma günü kataloglarımızdan ulaşabilirsiniz!
etraftan, günlük altında, 16 Ocak 2012 Pazartesi, Serra Ciliv tarafından yayınlandı. – 2 Yorum
Hatırlıyor musunuz, yüzbinler olarak yürümüştük caddelerde bundan beş yıl önce. ‘Arkadaşımı yok edemezsin,’ demek için.
Hrant’ı kişisel olarak tanıyanlarımız coktu zaten, ama yıllarla daha da çok arttı, tanıyanı, bileni, seveni. Hrant bizim arkadaşımız.
Beş yıl boyunca cinayetin yargılanma sürecini hepimiz içimiz burkularak, öfkelenerek, isyan ederek izledik. Yarın son mahkeme.
19 Ocak 2012 Perşembe günü Hrant Dink’i olabildiğince büyük bir kitlenin katılımıyla anabilmemiz çok önemli. Saat tam 13’de Taksim Meydanı’nın Elmadağ’a olan yönünde toplanacağız ve AGOS’un önüne yürüyeceğiz.